Kayıtlar

Temmuz, 2019 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

gurbet

 yazmak istediğin zaman yazamazsın. nedendir bilinmez. kalemin ucuna o tılsımı uzak diyarlardan kim getirir, duyamazsın.  ocakta fokurdayan bir çaydanlığın tam taşma evresinde hafifçe kaldırırsın başını. nefes alsın diye… yazmak tam da o sıra sarılır satırlara. mısralar o anda döker gözyaşlarını.  mürekkebin çaresizliğidir yazmak. esareti bir yüreğe… bir ruhun kölesi olmak… o tılsım nereden gelir, sorgulamaz yazarken gönül. tam taşma anında bir an önce kavuşmak için hasretine. boğulmak üzere olan mahkumun aldığı ilk nefes… minik yavrucağın dünyayla buluştuğu an ağlayarak-mutluluk gözyaşları- karşıladığı…  duvarların mahzen tadı verdiği zamanlar olur. gördüğün hiçbir yüz tanıdık gelmez hatırına. baktığın hiçbir boşluk yürek doldurmaz. bir ses bekler kulakların. bildik… uzaklardan olan ve hep başucunda hayalini beklettiğin. tam şurada bir düğüm vardır,geçmez. orada olmak, yazgıdır tenine. ömre işlenen bir gurbet vardır. kokusunu en içinde duyduğun.  her bir par...

sitare'ye mektuplar

  sitare’m…  n öbetimi pencerelere devrettim bu gece. yollarını beklemek, nefes almak gibi oldu artık. soluğunu özlüyorum. tenime değen sıcak soluğu... bir de gülüşün… içim sızlıyor düşledikçe. kaç gün oldu, saymıyorum. kaç asır belki? gözlerin uzakken bulutlarımı da aldılar ellerimden. ellerim… dokununca hala karanfiller açtırır mı saçlarında?  b u sabah yanı başımda buldum hasretini. çarşafla sarmaş dolaş olmuş kokunu izledim saatlerce. üşümüş olmalı. ısıtacak bir “ben” bulamazken. sonra sesin çalındı uzaklardan. ve bugün, mesafeler engel değil, anladım.  y üzün rüyalarımın en saf sarhoşluğu. buğusunu taşır hala dudaklarım ellerinin. her şey bıraktığın gibi... yani ben… hala şu divanın kenarında, dizlerimi çekip sokuluyorum anılara.  ö zlemin kavruk yüreğimi savurmakta... şu köşeden dönersin diye nöbette pencereler. aklın bende kalmasın. yüreğin kalsa kâfi! sonra sözlerin uğramasa da olur. gözlerin saklasın gülüşlerini.  s en gittin. tüm “sen”le...

bir yıldız kaydı

  "yalanlar istiyorsan yalanlar söyleyeyim, incinirsin." dedi şair. incindim. kucak dolusu yalanla başucumda nöbet tutan bir yıldız gördüm, tanıdım, bildim. koca bir kucak dolusu... tınısını sevdim, kulak tırmalayan onca sessizlik arasında öpülmeye değerdi. yarasını sevdim, soysuz dikenler örülü bunca ormanda görülmeye değerdi. acısını sevdim, acımdan belledim sızısını. sarmak, sarılmak, sarmalamak istedim yorgun düşmüş gamzelerinin ürkek çocukluğunu. örülmüş onca duvarı bir bir yıkıp vuslata ermek isteyen yaralı bir kuş gibi... minik adımlar attım, dışarıdan bakana görülmez kılsın diye şuncacık sevdayı. öyle minik adımlardı ki onlar, kırılmasın diye pamuk belledim yüreğimi. sustum, pusmasın diye gözbebeklerin. onlar ki kirpiklerimin en kıvrak alevi. onlar ki bir aşkın harlı ateşi.  sustum, duymamak için bal diye tattığım dilinden dökülen zehri. sustum çünkü susmak en acısıydı vedaların. yalanlarla sarmaş dolaş olmuş bir sevdanın can çekişini izlememek için, saf bildiğim ...

sana.

 aramızda bir insan boyu mesafe var. sen gözlerini yamacımdan  geçirmemek adına uzaklara göndermişsin. çok zaman geçmiş yüreğinin sıcaklığını yüzümde hissetmeyeli. hissetmeyi iliklerimde bıraktım. sabahların uzanılamayan yakınlığını solurken adını ezberlediğim gecelerde, rüyalarımda nefes aldığın, nefesini aldığın ve geriye hiçbir yanını bırakmadığın bu sevdada.  bana gelmeyen yollarının yürünüyor olmasına da dargınım. beni sarmayan kollarının salınışına da hala. beni almayan yüreğinin hesap sorar haline, sana. seni bana getirmeyen, seni bana kılmayan düşüncelerine, ardında bir yığın bırakışına, bırakışına beni.  neden görmedin? neden sevmedin sana yanan yüreğimi günlerce? durmadan. seni soran, seni arayan, seni bulan gözlerimi... neden gelmedi ayakların? gelişini bayram kılacak bekleyişlerime...  şimdi sen bir insan boyu ötesindesin bedenimin. nasıl oluyor, nasıl oluyor da bakışlarını kaldırmıyorsun yüreğimden? nasıl oluyor, işte yine burada, benimle! ...

gündüz!

  çok şey söylemek geliyor, çok şey söylemek içimden gündüz! bıraksalar avazım çıktığı kadar kusacağım lanetimi tüm sokaklara. bırakmıyorlar gündüz. beni. beni bu yaz akşamlarında rüzgarın sarhoşluğuna bırakmıyorlar ki asayım kendimi.   çok zor, zor gündüz. yaşamak berduşluğu bir kere yapıştı yakasına entarimin. ah çiçekli entari! ah canları sürgünde unutup korlar salan, kanatan, kanattıkça kanayan... ah çilesi koynunda şu minik kızın, benim, benim gündüz!   sen yalnızlığa her gün yeniden isim koymak, koydukça unutmak, unuttukça var olmak nedir, nasıl söylenir... bilme! bilme gündüz. ben adımı karaladım bu akşamüstü. unut. unut, daha da anmayalım.