gurbet

 yazmak istediğin zaman yazamazsın. nedendir bilinmez. kalemin ucuna o tılsımı uzak diyarlardan kim getirir, duyamazsın.
 ocakta fokurdayan bir çaydanlığın tam taşma evresinde hafifçe kaldırırsın başını. nefes alsın diye… yazmak tam da o sıra sarılır satırlara. mısralar o anda döker gözyaşlarını.  mürekkebin çaresizliğidir yazmak. esareti bir yüreğe… bir ruhun kölesi olmak… o tılsım nereden gelir, sorgulamaz yazarken gönül. tam taşma anında bir an önce kavuşmak için hasretine. boğulmak üzere olan mahkumun aldığı ilk nefes… minik yavrucağın dünyayla buluştuğu an ağlayarak-mutluluk gözyaşları- karşıladığı…
 duvarların mahzen tadı verdiği zamanlar olur. gördüğün hiçbir yüz tanıdık gelmez hatırına. baktığın hiçbir boşluk yürek doldurmaz. bir ses bekler kulakların. bildik… uzaklardan olan ve hep başucunda hayalini beklettiğin. tam şurada bir düğüm vardır,geçmez. orada olmak, yazgıdır tenine. ömre işlenen bir gurbet vardır. kokusunu en içinde duyduğun.
 her bir parçanın başka bir dünyaya ait olduğunu hissettiğin anlar olur. galaksilerinin dahi uzakta olduğu… seslensen seni işitemeyen bulutlar vardır, alabildiğine yas dolduran içine. senin, içine sığmayan kederin vardır. gülmek, en çok sana yakışsa da.
 buz tutan bir çift el…kimsesizliğin ortasında. hoyrat esen bir rüzgar... sonu,bucağı yok. sesine aşina olunan yürekler, adınızın kenarında olmamak için usulca gitmişler. dönmemek üzere… siz, hiç olmamış kadar yalnızsınız.
 buralar kar, buralar ateş, buralar buz, buralar sızı… dönün de hep beraber bana bir cevap verin! ben kimim? burası neresi? siz kimsiniz?

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

kayıp

sitare'ye mektuplar