sitare'ye mektuplar


 sitare’m…
 nöbetimi pencerelere devrettim bu gece. yollarını beklemek, nefes almak gibi oldu artık. soluğunu özlüyorum. tenime değen sıcak soluğu... bir de gülüşün… içim sızlıyor düşledikçe. kaç gün oldu, saymıyorum. kaç asır belki? gözlerin uzakken bulutlarımı da aldılar ellerimden. ellerim… dokununca hala karanfiller açtırır mı saçlarında?
 bu sabah yanı başımda buldum hasretini. çarşafla sarmaş dolaş olmuş kokunu izledim saatlerce. üşümüş olmalı. ısıtacak bir “ben” bulamazken. sonra sesin çalındı uzaklardan. ve bugün, mesafeler engel değil, anladım.
 yüzün rüyalarımın en saf sarhoşluğu. buğusunu taşır hala dudaklarım ellerinin. her şey bıraktığın gibi... yani ben… hala şu divanın kenarında, dizlerimi çekip sokuluyorum anılara.
 özlemin kavruk yüreğimi savurmakta... şu köşeden dönersin diye nöbette pencereler. aklın bende kalmasın. yüreğin kalsa kâfi! sonra sözlerin uğramasa da olur. gözlerin saklasın gülüşlerini.
 sen gittin. tüm “sen”leri gizledim başucuma. sensizlik dahi senden gelecekse kabulüm. yalnızlığı da sırf bu yüzden sevdim. ve günlerdir sen konuşur oldu dudaklarım. öyle ki söz sana dair değil; kilide vurulsun dilim. zifiriliğinde kalayım ayazın ve açmasın bir daha karanfiller! sen geleceksin ya… ben yollarına dört mevsim sevda serdim. sen bakacaksın ya bana hani tüm çıplaklığıyla sevişlerin. ben yurdum bildim yüreğini.
 şu kapıdan bir girişin olmalı. uçuşmalı hasret göklere. duvarlar konuşmalı, susmalıyım öylece. en çok da uyandığımda izleyişlerini özledim beni, saatlerce kaçırmadan gözlerini. ve gün ışığıyla süzülen öpüşlerin… sanki sen şimdi buradaymışsın, gitmemişsin gibi sanki hiç. begonyaların da açtı. yani burada her şey sen varmışsın gibi. az önce kahvelerimizi yaptım. tam da sevdiğin gibi: denk… benim ellerimden severdin kahveyi. sen sev diye, sevdim. ve hatırına sığınıp kırk yıl, seni sevdam bildim.
 eskilerde kaldı belki. hayaller kurardık yıldızlı gecelerde, göğsüne koyarken başımı. ve huzur, yeniden anlam bulurdu kollarında. bir sahil kasabasında sadece beni dilerdin sen. sonra… gittin! oysa hala duvarda asılı haritamız. ve hala fotoğraflarımız gitmek istediğimiz yerlerin üstünde. sabah sanırım aceleyle çıktın. beni unutmuşsun giderken! oysa tam da, yanına koymuştum!
 buralar soğuk. belki oralarda böyledir. kazaklarını almamışsın, üşüteceksin yine. kaç kere söyledim, ince giyinme diye. soğuk dedim de… yüreğim kaskatı. bir “sen” lazım ateşleyecek bedenimi. ellerini ver ayazda kaldım.
 dedim ya, ben iyiyim! aklın bende kalmasın. sen hiç yorma kendini! ben yine yazarım. ama n’olur, mektubum zarfta kalmasın!

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

gurbet

kayıp