Kayıtlar

kayıp

 oysa tam tutacaktım. bilmiyordum böylesi kaygan olduğunu mutluluğumun. böylesi ulaşılmaz, soğuk ve kederli. tam şuradaydı. parmak uçlarının değdiğini hissediyordum oysa sıcaklığına yüreğimin. içime çekmeyi bu denli arzularken kenarında nefes vermek istemezdi kirpiklerim. buradaydı işte gözlerin. burada, üzerinde bakışlarımın.  sarmalayıp kaldırmıştım en ücrasına sorguların ve sancıların ötesine. gözlerden, kulaklardan, dokunmalardan öteye. gizli bir düş, kıymetli bir varoluş sancısı gibi. içim acıdı. içimi, acısıyla kavurup öylece bırakıyorum işte buraya. oysa tam da tutacaktım. bilmiyordum.

buruk

 kendine kaç kere kızabilir bir insan, kaç kere küsebilir en ağrılı yerinden? kaç kere sarabilir henüz avuç içleri terlememişken bir bedeni? dokunmak bu denli sızılı bir veda mı? sokulmak istiyorsa bir ten bir tene kanırtmalı mı en olmaz yerinden, can evinden bir duyguyu?  sevmek, büyük kelime. sevilmek ona nazaran bir denli eksik. sarmalamak, elemli haz. yabancıysan şayet yamacında sandığına... sorgu, mahzun bir kaybediş. tükenmez bir inanış bazen. sormak, yanıtlanmak istemez her zaman. sen her zaman menekşe kokmazsın mesela ve her zaman açmaz her yeni güne tomurcuk. her ateş yanmaz her beden için, ısıtmak uğruna.  ben her zaman güzel bakamam bir de. ve bakamam da bazen görmem gereken onca vurguya.  yine de bir köşesinden ufak bir kırıntı yakalar hayat. buna yaşamak denir. ben yaşarım. ölüm, karşı sandalyede dengede tutarken sallanan masamı. masaların bacakları kısadır bazen, uzun bir ömür gibi. ve bazen sıkıdır ipler, düğümlenmemek adına.   ruhlar bedenlere...

kırılmak?

 kırılmak...  bazen bazı şeylere hiç hakkın olmadığını ama bir o kadar da o şeyleri hak ettiğini düşünebilir insan. çünkü her  şey zihninde. biraz da kalbinde bazen. bazen ne yapmak istediğine karar veremeyebiliyor insan, bazen bir o kadar da emin kendinden. mesela bazen yalın ayak karda yürüyebilecek kadar cesursun, bazen pusup bir kenardan burnunu bile dışarı çıkaramayacak kadar ürkek. bazen çığlıksın ardı sıra tüm sessizliğin, bazen fısıltı bile değil adın. velhasıl öyle tezat ki bazen ayaklarınla gözlerin. mesela bakarken sarılabiliyorsun birine, garip. mesela göz göze gelince dökülebiliyor aslında kelimeler ve mesela bazen eminsin de duyduğundan seni. bazen bir o kadar da sağır...   insan, ne garip değil mi? mesela bugün 'kara' desem bir şeye hiç kuşkusuz, yarın ak düşebilir saçlarıma. ve kırılabilir uçları, kalbimin deminden. yani kırılmak, yani böyle ağız dolusu. iliğine kadar bazen. mümkün. zaten ne değil ki?

gurbet

 yazmak istediğin zaman yazamazsın. nedendir bilinmez. kalemin ucuna o tılsımı uzak diyarlardan kim getirir, duyamazsın.  ocakta fokurdayan bir çaydanlığın tam taşma evresinde hafifçe kaldırırsın başını. nefes alsın diye… yazmak tam da o sıra sarılır satırlara. mısralar o anda döker gözyaşlarını.  mürekkebin çaresizliğidir yazmak. esareti bir yüreğe… bir ruhun kölesi olmak… o tılsım nereden gelir, sorgulamaz yazarken gönül. tam taşma anında bir an önce kavuşmak için hasretine. boğulmak üzere olan mahkumun aldığı ilk nefes… minik yavrucağın dünyayla buluştuğu an ağlayarak-mutluluk gözyaşları- karşıladığı…  duvarların mahzen tadı verdiği zamanlar olur. gördüğün hiçbir yüz tanıdık gelmez hatırına. baktığın hiçbir boşluk yürek doldurmaz. bir ses bekler kulakların. bildik… uzaklardan olan ve hep başucunda hayalini beklettiğin. tam şurada bir düğüm vardır,geçmez. orada olmak, yazgıdır tenine. ömre işlenen bir gurbet vardır. kokusunu en içinde duyduğun.  her bir par...

sitare'ye mektuplar

  sitare’m…  n öbetimi pencerelere devrettim bu gece. yollarını beklemek, nefes almak gibi oldu artık. soluğunu özlüyorum. tenime değen sıcak soluğu... bir de gülüşün… içim sızlıyor düşledikçe. kaç gün oldu, saymıyorum. kaç asır belki? gözlerin uzakken bulutlarımı da aldılar ellerimden. ellerim… dokununca hala karanfiller açtırır mı saçlarında?  b u sabah yanı başımda buldum hasretini. çarşafla sarmaş dolaş olmuş kokunu izledim saatlerce. üşümüş olmalı. ısıtacak bir “ben” bulamazken. sonra sesin çalındı uzaklardan. ve bugün, mesafeler engel değil, anladım.  y üzün rüyalarımın en saf sarhoşluğu. buğusunu taşır hala dudaklarım ellerinin. her şey bıraktığın gibi... yani ben… hala şu divanın kenarında, dizlerimi çekip sokuluyorum anılara.  ö zlemin kavruk yüreğimi savurmakta... şu köşeden dönersin diye nöbette pencereler. aklın bende kalmasın. yüreğin kalsa kâfi! sonra sözlerin uğramasa da olur. gözlerin saklasın gülüşlerini.  s en gittin. tüm “sen”le...

bir yıldız kaydı

  "yalanlar istiyorsan yalanlar söyleyeyim, incinirsin." dedi şair. incindim. kucak dolusu yalanla başucumda nöbet tutan bir yıldız gördüm, tanıdım, bildim. koca bir kucak dolusu... tınısını sevdim, kulak tırmalayan onca sessizlik arasında öpülmeye değerdi. yarasını sevdim, soysuz dikenler örülü bunca ormanda görülmeye değerdi. acısını sevdim, acımdan belledim sızısını. sarmak, sarılmak, sarmalamak istedim yorgun düşmüş gamzelerinin ürkek çocukluğunu. örülmüş onca duvarı bir bir yıkıp vuslata ermek isteyen yaralı bir kuş gibi... minik adımlar attım, dışarıdan bakana görülmez kılsın diye şuncacık sevdayı. öyle minik adımlardı ki onlar, kırılmasın diye pamuk belledim yüreğimi. sustum, pusmasın diye gözbebeklerin. onlar ki kirpiklerimin en kıvrak alevi. onlar ki bir aşkın harlı ateşi.  sustum, duymamak için bal diye tattığım dilinden dökülen zehri. sustum çünkü susmak en acısıydı vedaların. yalanlarla sarmaş dolaş olmuş bir sevdanın can çekişini izlememek için, saf bildiğim ...

sana.

 aramızda bir insan boyu mesafe var. sen gözlerini yamacımdan  geçirmemek adına uzaklara göndermişsin. çok zaman geçmiş yüreğinin sıcaklığını yüzümde hissetmeyeli. hissetmeyi iliklerimde bıraktım. sabahların uzanılamayan yakınlığını solurken adını ezberlediğim gecelerde, rüyalarımda nefes aldığın, nefesini aldığın ve geriye hiçbir yanını bırakmadığın bu sevdada.  bana gelmeyen yollarının yürünüyor olmasına da dargınım. beni sarmayan kollarının salınışına da hala. beni almayan yüreğinin hesap sorar haline, sana. seni bana getirmeyen, seni bana kılmayan düşüncelerine, ardında bir yığın bırakışına, bırakışına beni.  neden görmedin? neden sevmedin sana yanan yüreğimi günlerce? durmadan. seni soran, seni arayan, seni bulan gözlerimi... neden gelmedi ayakların? gelişini bayram kılacak bekleyişlerime...  şimdi sen bir insan boyu ötesindesin bedenimin. nasıl oluyor, nasıl oluyor da bakışlarını kaldırmıyorsun yüreğimden? nasıl oluyor, işte yine burada, benimle! ...